SON DAKİKA

Huzurevi ve Dostlarım / 1. Bölüm

Bu haber 26 Kasım 2017 Pazar - 15:41 'de eklendi.

Kendimi bildim bileli hiçbir zaman bireysel yaşamadım. Yüce Allah’ın “yeryüzündeki halifelerim” taltifinin  hakkını ömrüm oldukça hakkını vermeye çalışacağım. Birer vesileyiz, aracıyız. Kainata gönderilen şanslı kullar isek “adaleti, sevgiyi, hoşgörüyü, dünya malını mülkünü, ilmini” hakkıyla paylaşmakla mükellefiz.

Her bayramda ve senenin belli günlerinde  Çocuk Esirgeme ve Huzurevi’ne gitmeye çalışırım. Evdeki tatlının bir kısmını, kullanılmayan, havlu, çarşaf vs. ile oradaki dostlarımın gönlünü hoş etmeye çalışırım.

Birçok kadın “toplanıp pasta, börek yiyip şişmanlıyoruz” diye şikayet ederler. Mutlu olmak, mutlu etmekten geçer. Ev sarmasına, böreğine, yemeğine hasret kalan huzurevi sakinleriyle, kimsesiz çocuklarımızla, hastanelerde kimsesi olmayanlarla ikramlarımızı paylaşırken, muhabbetimizi de paylaşmıyoruz? Bayramın bir gününü onlara niçin ayırmıyoruz?

Tayin olup geldiğim ismini vermeyeceğim bir ilde  iş yerindeki iyi anlaştığım dostlarımla bu sosyal etkinliği daha etkili hale getirme kararı aldık.

Önceliğimiz Huzurevi oldu. Neden mi? Çocukların, gençlerin yaşayacağı bir geleceği, umutları var. Huzurevindeki dostlarımızın ise birçoğu hayat yorgunu, umutları, üretimleri neredeyse tükenmiş. Oysa hayat varsa her zaman Umut vardır.

Huzurevine gitmeden bir gün evvel aradık randevu aldık. Randevu aldığımız halde hiç kimsenin haberi yokmuş gibiydi. Elimizi kolumuzu sallaya sallaya girdik. Kimse niye geldiniz, kimsiniz diye sormadı. Görevlinin biri kanepeye ayaklarını uzatmış, kumanda elinde. İlk katlardaki yaşlılarımızın odası  tertemiz, bakımlı.

Yaşlılarımız  halkın, siyasilerin göstermelik ziyaretlerden çok bıkmışlar. İlk ziyaretimizde çoğu bize buz gibi soğuk davrandılar. Birçoğu elini bile öptürmedi, hayata çok kırgınlardı. Yukarı çıktık, Mart ayında buz gibi havada yeterince yanmayan kaloriferler, her yer buz gibi. Çoğu yaşlımızın odasında kaloriferlerin üzerine kendilerinin yıkadıkları çamaşırlar serili ve ağır bir rutubet kokusu. Görevliler sorduk “sizin çamaşır yıkama, kurutma makinanız varken bu insanlar neden kendileri çamaşırlarını yıkayıp kurutuyor? Neden görevliler hastaların tırnak, sakal gibi öz bakımı yapmıyor? Umursamaz yuvarlak cevaplar.

Odalardan birine girdik. Gözleri görmeyen bir dedemiz hasta yatıyor. “Kızım su verir misin dedi” sürahiyi gösterdi. Su kaç günlüktü bilmiyorum, içinde üvez denilen minik sinekler yüzüyordu. Tırnakları feci uzamış, saçı sakalına karışmış, bakımsızlıktan dedenin yüzü solmuş. Hamza amca Aşık Veysel’in köylüsüymüş. “Hamza amca senin koluna girip ara ara bahçede gezdirelim mi?” deyince birden hayat enerjisi tavan yaptı. “Kızım sekiz yıldır gün yüzü görmedim. Açık havaya çıkartılmadım. Şöyle bol tereyağlı evde yapılmış bulgur pilavına hasretim” dedi. Aklımda, kalbimde gelgitler, duygu fırtınaları. Bizler için çok sıradan şeyler başkalarının en büyük özlemi. “Tamam Hamza amcam ilk fırsatta pilavını getireceğiz” dedim. Hastaydı, aşağı indirip o hafta gezdiremedik.

Her katta ayrı bir trajedi. Bir odada ressam bir amca. Yıllarca İstanbul’da büyük  camilerin bakır işlemelerini, çini süslemelerini yapmış. Birkaç yağlı boya tablosu kalmış odada. Onlar bile onun ne büyük bir sanatçı olduğuna en büyük tanık. Yüzlerce tablo yapmış ama sormadan, izin almadan alıp alıp götürmüşler. Sanatçı hassasiyetiyle içine kapanmış yapılan haksızlıklara. “ Ahmet abicim sen hiç üzülme, yaşın çok genç henüz. Yeniden tablolar yapacaksın. Onları sergileyeceğiz ve onların ücretinin hepsi sana ödenecek” ilk önce inanmaz boş gözlerle baktı.

Getirdiğimiz kuru ikramlıkların çoğunu ceplerine doldurdular. Sebebini sorunca; sahura kalktıkları zaman çoğu zaman sağlıklarına uygun yemeğin çıkmadığını, aç kaldıklarını, getirdiğimiz ikramlarla sahur yapacaklarını belirttiler. Bir kez daha içim burkuldu. En az on misafir ve etkinlik odası var ancak kapıları kilitli.  Tekerlekli sandalyeler paslanmaya yüz tutmuş, atıl durumda.

Kadınlardan birisinin, yıllar evvel gözlerinin önünde evladının öldürülmesinden dolayı psikolojisi bozulmuş, kadın ağladıkça işkence görmüş, saldırganlaşmış. Onu zapturapt  yapmak için demir parmaklıklı bir bölme yapılmış, içler acısı bir dram.

Amcanın biri sürekli alkol kullandığı için ailesi tarafından dışlanmış, huzurevine yerleşmiş. Para bulamadıkça ispirto, kolonya ne biliyorsa içiyormuş. İnanılmaz nemrut suratla, iletişime kapalı olduğunu vücut diliyle  ifade ediyordu.

Dünyalar tatlısı Orhan amcamız var birde. Tertemiz, düzenli, çiçek gibi odasına  nezaketle davet etti. Çok küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiş, köyde sağda, solda örselenen bir çiçek gibi büyümüş. Delikanlılık yıllarında köyden bir kız sevmiş köksüz diye vermemişler. O da bir daha evlenmemeye yemin etmiş. İnşaatlarda çalışarak dışardan sigortasını yatırarak emekli olmuş. Emekli parasıyla Huzurevinde özel bir odaya yerleşmiş. Bir konuşmaya başladı aman ya Rabbi! Haza tam bir İstanbul beyefendisi lehçesi. Çekmeceleri açınca, ilk önce fırfırlı tertemiz serilmiş peçeteler göze çarpıyordu. Eşyaların düzeninden bir bayan olarak hicap duydum. Ben bile bu kadar düzenli değilim dedim içimden. Bir isteğinin olup olmadığını sordum. “Benim her şeyim var şükürler olsun. Siz olmayan dostlara yardımcı olun” dedi.

Yemek saati gelmişti. Ayakta kendi ihtiyacını karşılayabilenler yemek kuyruğuna girdiler. Elimizden geldiğince güç yürüyenlere biz hizmet ettik. Yemek mi? Hiç sormayın. Buz gibi içinde birkaç şehriye yüzen renksiz, vitaminsiz, tatsız, tuzsuz bir çorba, ağır yağda kızartılmış yiyecekler. Hepsini tek tek not alıyorduk.

En sonunda gördüğümüz manzara bizi bitirdi. Erkeklerin kaldığı bir katta, tek kişilik buz gibi bir odada yaşlı bir teyze. Yastıksız, çarşafsız, üstünde bir yorgan yok, incecik bir nevresim, altına. Küçük abdestini kaçırdıkça yatak sırılsıklam olmuş. Yer idrardan bir gölet. “Ben bir şey yapmadım, ben bir şey yapmadım” diye korkudan iki büklüm zayıflıktan, bitmiş tükenmiş, saçları birbirine karışmış bir Elif teyze. Gördüklerimiz bizde deprem etkisi yarattı. Yok yok…bu yüzümüze vurulan çok ağır bir yumruk darbesi oldu.

Bu böyle olduysa böyle gitmemeliydi. Sonrası mı? Bekleyin çok güzel gelişmeler olacak…

Seher Özgül
Seher Özgül[email protected]

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.