SON DAKİKA

Harbi Gazete

Suriye’nin güvenliğini ve birliğini önemseyen tek ülke Türkiye

Lübnan’daki Hizbullah’ın ilk Genel Sekreteri Şeyh Subhi Tufeyli, “Suriye’nin güvenliğini ve birliğini önemseyen tek ülke Türkiye.” dedi.

Suriye’nin güvenliğini ve birliğini önemseyen tek ülke Türkiye
Bu haber 28 Ocak 2018 - 15:42 'de eklendi.

Hizbullah’ın kurucu isimleri arasında yer alan Şeyh Subhi Tufeyli, AA muhabirine verdiği mülakatta, “Türkiye’nin Ortadoğu siyaseti, Hizbullah’ın silahlı yapısı, İran’ın bölgesel politikaları ve ABD ile olan ilişkisi” hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’nin başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’da izlediği siyasetin övgüye değer olduğunu belirten Tufeyli, Ankara’nın Suriye halkının istek ve beklentileri ile uyumlu bir politika yürüttüğünü söyledi.

Tufeyli şunları kaydetti:

“Suriye’nin güvenliğini ve birliğini önemseyen tek ülke Türkiye. Türkiye’nin Suriye politikası, Suriye halkının istek ve beklentileri ile uyumlu. ABD’nin Suriye sınırındaki planı, neden Türkiye’nin planından daha uygulanabilir olsun ki.”

“İran Türkiye’de yaşanan bazı olayları dostça değerlendirmedi”

Tufeyli, İran’da geçen yılın son günlerinde başlayan ve kısa sürede ülke geneline yayılan protestolara da değindi.

İran’daki protestolar karşısında Türkiye’nin sergilemiş olduğu tavırdan dolayı çok mutlu olduklarını dile getiren Tufeyli, şu ifadeleri kullandı:

“Protestolar sırasında Türkiye, İran’ın iç işlerine yönelik herhangi bir dış müdahaleyi reddettiğini açıkladı ve komşusundaki barış ile toplumsal istikrarın korunmasının önemini vurguladı. Ankara, İran’ın kendisi için oluşturduğu bütün sıkıntılı süreçleri başarıyla atlattı ve olayları bölgenin maslahatına uygun bir şekilde ele aldı. Bunun aksine İran ise Türkiye’de yaşanan bazı olayları aynı hassasiyetle ve dostça değerlendirmedi.”

İslam ümmetinin çok acil bir şekilde yeni bir devlete ihtiyaç duyduğunu ifade eden Tufeyli, bu yeni devletin, diğer devletlerin, mezheplerin, grupların ve ırkların oyunundan etkilenmeyecek bilinçte olması ve kendi halkı olan Müslümanlar ile ilişkisinde sanki anneleri gibi davranan bir iç siyaset uygulaması gerektiğine dikkati çekti.

“Türkiye Müslüman devletlere ve halklarına ilham kaynağı olmalı”

Myanmar’daki Rohingya Müslümanlarının maruz kaldığı trajediye ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Tufeyli, bu konuda en güçlü tepkinin Türkiye’den geldiğini belirtti.

Türkiye’nin gösterdiği güçlü tepki sayesinde konunun tüm dünyada daha geniş yankı uyandırdığını vurgulayan Tufeyli, şunları söyledi:

“Türkiye’nin, tıpkı Suriye’de ve Myanmar’da olduğu gibi, Müslümanların maslahatını ve vahdetini, her bölgede ve her gruba karşı ön planda tutmasını ümit ediyorum. Batı ve onun kirli mirası, yaklaşık 90 sene boyunca Türk halkının gerçek siyasi düşüncesini, fikirlerini ve iradesini sistematik olarak tahrip etti. Ancak bugünün Türkiye’si, tüm Müslümanlar için bir referans ve güven kaynağı haline gelmiş durumda. Türkiye’nin yaşamış olduğu bu süreç, tüm Müslümanlar için harika bir tecrübedir ve önemli dersler barındırmaktadır. Türkiye’nin şu an gelmiş olduğu konum, diğer Müslüman devletlere ve halklarına da ilham kaynağı olmalıdır.”

“ABD, Sünnilere karşı savaşan Şii savaşçılara göz yumuyor”

ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü “İsrail’in başkenti” olarak tanıma kararının Arap ve Müslümanların öfkesine neden olduğunu hatırlatan Tufeyli, “Trump’ın uygulamaları ve izlediği politika, alçakça, şeytani ve kirli. Bu, uzun vadede ABD’nin çıkarlarını yok edecektir.” değerlendirmesinde bulundu.

ABD’nin İran ve Hizbullah’a karşı mücadelede ciddi olmadığını ileri süren Tufeyli, “ABD, Sünnilere karşı savaşan Şii savaşçılara göz yumuyor ve böylece İran’ın bölgedeki fitneci politikasına alan açıyor. Buna karşılık ABD, İran politikasına karşı savaşan Sünni savaşçıların ise yolunu kapatıyor, zayıflaması için mücadele ediyor.” şeklinde konuştu.

“Hizbullah’ın silahları, Lübnan halkı için önemli bir tehdit”

Lübnan’da 6 Mayıs’ta yapılacak genel seçimler öncesi Hizbullah’ın silahlarının yeniden gündeme geleceğine işaret eden Tufeyli, şunları kaydetti:

“Lübnan’da genel olarak silahlar, tüm siyasi güçlerin sahip olmak istediği ve kısmen de sahip olduğu bir hastalıktır. Hizbullah’tan önce de Lübnan’da silahlı gruplar vardı ve silahlarını kullanıyordu. Bugün, Hizbullah’ın silahlarına karşı çıkan Lübnanlı grupların çoğu, bu hastalığı yendikleri için değil, Hizbullah’ın Lübnan’daki en güçlü silahlı yapı olduğu için buna karşı çıkıyor. Lübnanlıları, mezhepçilikten ve silah kullanımından kurtarmak lazım.”

Hizbullah’ın “silahları Lübnan içinde kullanmadığı” şeklindeki savunmasının, gerçeği yansıtmadığını söyleyen Tufeyli, “Hizbullah’ın silahları, Lübnan halkı için önemli bir tehdit. Örgüt, daha önce defalarca silahlarını Lübnan halkına yönetti. Bunun en açık delili, 7 Mayıs 2007’de Beyrut’ta yaşananlardır.” dedi.

Lübnan hükümeti, 5 Mayıs 2007’de aldığı “Hizbullah’ın devletten ayrı kendine ait iletişim sisteminin kaldırılması” kararı Hizbullah’ın tepkisine neden olmuş, “7 Mayıs olayları” olarak bilinen bu kriz, örgütün kısa sürede Beyrut’un batısını işgal etmesi ve Saad Hariri’nin evini kuşatması ile sonuçlanmıştı. Siyasi tepkiler ve sivil eylemler aracılığı nedeniyle amacına ulaşamayan Hizbullah, silah kullanma yoluyla istediğini elde ederek, ülkede yeni bir düzenin kurulmasının yolunu açmıştı.

“Lübnan’daki guruplar, kendi varlıklarını başka ülkelere bağlıyor”

Lübnan’daki siyasi grupları “yerel olmamakla” suçlayan Tufeyli, “Lübnan’daki tüm guruplar, kendi varlıklarını başka ülkelerin desteğine bağlamakta ve onların desteği olmadan kendilerini mağdur ve zayıf olarak düşünmekte. Buna karşılık ise İran, Suudi Arabistan, Fransa ve Rusya, Lübnanlıların çıkarları için bu ülkeye yardım etmezler. Her birinin kendi projeleri ve çıkarları vardır.” dedi.

Tufeyli, “Hizbullah bugün, Lübnan’daki silahlı gruplar ve Şii toplumu içerisindeki en etkin yapı. Fakat, adam kaçırmadan silahlı çatışmalara, uyuşturucudan diğer kötü faaliyetlere, yaşamın en kötü olduğu yer, Hizbullah’ın daha fazla etkin ve sayısal çoğunluğunun zirvede olduğu Baalbek bölgesi. Lübnan’daki Şii bölgelerinde, ‘Devlet, Hizbullah’ın bölgelerine karışamaz’ şeklinde Hizbullah tarafından belirlenmiş ancak ilan edilmemiş bir uygulama var.” şeklinde konuştu.

– “Tahran yönetiminin tek amacı Pers İran’ı savunmak”

Siyasi kişiliğinin yanında aynı zamanda Şii bir alim olan Tufeyli, eski ve yeni Şiiler arasında büyük fark olduğunu ifade etti. Tufeyli, “gerçek Şiiliğin Ali bin Ebu Talib’in şeriatını ve uygulamalarını anlamak” olduğunu söyledi.

İran’ın, Ehli Beyt’in kainat üzerinde bir velayet hakkına sahip olduğu fikrini yaymaya çalıştığını savunan Tufeyli, bunun İslam’ın genel prensipleri ve Allah’ın rububiyeti inancıyla uyuşmadığını belirtti.

“Tahran yönetiminin tek amacı Pers İran’ı savunmak. Onlar bugüne kadar ne Şiiliği ne de Müslümanları savundular.” diyen Tufeyli, sözlerini şöyle tamamladı:

“İhtilaf anında Kur’an-ı Kerim’e müracaat etmek gerekir ki, Kur’an Müslümanların anayasasıdır. Eski Şiiler, dini merci olarak Ehli Beyt’e bağlıydılar. Ama günümüz Şiileri, son dönemlerde korkunç bir değişime doğru gidiyor. Şiiliğin bu güncel yorumlamaları daha önce Lübnan’da yoktu. Lübnan’daki Şiiler ne zaman ki İran ile temas kurmaya başladılar, bu yanlış fikirler, burada da görülmeye hatta yaygın bir hal almaya başladı. İran’ın bu yanlış düşüncelerinin çok uzun yaşamayacağını düşünüyorum. Çünkü yanlış bir düşünce olduğu ortaya çıktı ve başarısızlığı ispatlandı. Müslümanlar arasındaki küçük ayrılıkları akıllarımızdan silip atarsak, tarihimizdeki anlamsız kanlı bir çok seneleri de kapatmış olacağız. İslam düşmanları, Müslümanlar arasındaki bu ayrılıkları sürekli gündemde tutarak bunları kendi çıkarları için kullanıyor.”

Lübnan merkezli Hizbullah örgütünün kurucularından ve ilk genel sekreteri olan Şii din alimi Şeyh Tufeyli, 1988’de İsrail ve ABD tarafından gerçekleştirildiğinden şüphelenilen bir suikast girişiminden kurtuldu. Tufeyli, 1992’de Hizbullah’ın Lübnan genel seçimlerinde yer almasıyla ilgili bir tartışma sonunda örgütle yollarını ayırma kararı aldı.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER