Harbi Gazete
Lokman Ayva
Lokman Ayva

HAKARET Mİ, HAKİKAT Mİ?

HAKARET Mİ, HAKİKAT Mİ?
Bu haber 09 Temmuz 2018 - 0:15 'de eklendi.
Saatlerdir anahtarınızı bulmaya çalışıyorsunuz ve kapının önünde kaldınız. Bulamazsanız dışarıda kalacaksınız. Bu yazıda işi zorlaştıracağız ya; yakın civarda çilingir falan da yok. Tam bu sırada oradan geçen birisi diyor ki “Sana bir hakaret etmeme izin verirsen anahtarın yerini söyleyeceğim.” Ne dersiniz? Şöyle düşündüğümüz zaman kendimizle ilgili hakikatlerin çoğu hakaret gibidir. Uzaydaki bilmem kaçıncı güneş sisteminin büyüklüğünü konuşurken hakaret durumu olacak değil tabi ki. Hakaret nedir, hakareti duymaktansa hakikati  duymamayı tercih eder miyiz? Bu meseleler önemli. Zira, “hakaret”, “nankörlük”, “ihanet” anlaşılabilir diye memleketimizde konuşması gerekenler tarafından hakikatler konuşulmuyor. “Hakaret, nankörlük, ihanet anlaşılsa ne olur” da diyemezler. Neden? Bu cevapları yazının ilerleyen bölümlerinde konuşalım.
Sizi bilmem ama ben hayatımın %80’lik kısmını hakaretler içinde geçirdim. Hem de öyle lafla hakaret değil, bizzat uygulamalı hakaret. Size “aptal” denirse ne yaparsınız, tepkiniz ne olur? Bana öyle aptal muameleleri yapıldı ki tarifi mümkün değil. Size “dilenci” denmesi mi sizi çok rahatsız eder yoksa cebinize 1 TL konması mı? Ben her ikisiyle de defalarca karşılaştım. “Sen işe yaramazsın, beş para etmezsin” denmesi mi yaralayıcıdır yoksa size iş versin diye ricada bulunan kişiye yanınızdayken, “Kardeşim, ben bunu işe alıp ne yapacağım ki? Al, götür, kardeşim. Beni böyle şeylerle meşgul  etmeyin.” denmesi mi? Randevu verilip saatlerce kapıda bekletilip, sonra da verilen randevu bile hatırlanmadan önünüzden çekilip gidilmesi davranışıyla yok sayılmanızı hangi hakaret kelimesiyle karşılayabilirsiniz ki? Size hakaret edenin sizi muhatap alması lazım. Bu durum daha vahim. Çünkü, sizi hakaret etmeye bile değer görmüyor. Bunları şedid bir şekilde yaşamış biri olarak şahsıma “hayvan”, “eşşek”, “ayı” denmiş zerre kadar beni etkilemez. Niye o kelimeyi seçtiğini merak ederim, o kadar.
Bu kadar hakaret yaşamış biri olarak hiç aldırmaksızın hayat yürüyüşüme devam etmemin sebeplerini de anlatmak istiyorum. Otobüste yanımda oturana “Zincirlikuyu durağına gelince bana söyler misiniz?” dediğim kişi “Yabancı mısın?” diye sorup sonra benden, “Hayır görme engelliyim.” cümlesini duyunca başlıyor bana körlüğün vehametini anlatmaya. “Seni niye böyle kendi başına sokağa bıraktılar, sana kim kız verir, seni işe alan da olmaz, keşke bir kaç sure ezberleyip cami çıkışında üç beş kuruş toplasan geçimini sağlardın; zihinsel özürlü, topal mopal bir kız alsalar, çocuğun olsa, o da seni kahveye götürüp getirse” sözlerine kadar, işitmedik laf kalmaz. Adamın veya kadının bir tek “geber git” demediği kalmıştır. Peki, “yeter be, kes artık” deme lüksüm var mı? Desem elime ne geçecek? Okula, derse geç kalacağım. “Otobüsün duracağı durak Zincirlikuyu, hazırlan kapıya doğru ilerle” dediğinde adamın tüm hakaretleri anında sıfırlanır bende. Hatta minnet, şükran bile duyarım. Ömrü hayatımda hakaret paketi içinde iyilik yapanlara bir hakkım falan geçtiyse bir kez daha helal ediyorum. Keşke onlar, iyilikleri sebebiyle bana geçen haklarını helal etseler.
Avrupa Konseyi’nde parlamenter olarak vazife yaptığım dönemlerde ifade hürriyeti bağlamında “hakaret serbest olsa mı” diye tartışmalar vardı. Özenilen pek çok ülkede böyle bir eğilim var. Doğrunun, hakikatin, yenilikçi fikirlerin ortaya çıkması için ifade hürriyetini alabildiğince serbestleştirmek ve “Hakaret makaret zannedilir, en iyisi susayım” tarzı durumları ortadan kaldırmak temayülü. Şu anda ülkemizde böyle bir yaygın hastalık olduğunu gözlemliyorum. Bırakın hakareti normal bir eleştiriyi bile “nankörlük, hakaret, ihanet” bağlamında anlayanların sayısı hızla artıyor. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a yakın çevrelerin bu anlayışla mücadele etmesi gerekir. Cumhurbaşkanımızın bu anlayışta olmadığına 13 sene boyunca MKYK vazifemde yakından şahit olmuş biriyim. Eleştiri yapanlar ya makamından, ya yazı yazdığı köşesinden, ya program yaptığı televizyondan, ya alabileceği ihaleden olacağının korkusunda. Bu korkunun haklı olduğuna şahit olmadım. Özellikle siyasi ortamda haddimi aşarak da eleştirilerde, değerlendirmelerde bulunduğum oldu. Velev ki korku haklı olsa kaç yazar. Müslümanın en büyük güvencesi Allah’tır ve rızkın kendinden olduğunu söylüyor. Özellikle şu günlerde hakikat hakaret gibidir. Bir genel müdüre, rektöre, valiye, gazeteciye, başkana  “Yanlış yapıyorsun, bu işi yapamıyorsun” demek ne demektir ki? Hakikati duyan kişi de rahatlıkla diyebilir ki “Adam göz göre göre bana yanlışsın, beceriksizsin anlamına gelen ifadelerle hakaret ediyor” deseler ne diyebilirsiniz ki? Adam sana iltifat etmiş diyemeyiz. Sözün özü hakaretin alınganlığından hakikatin bilinmesine daha çok muhtacız.
Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER