SON DAKİKA

Harbi Gazete
Seher Özgül
Seher Özgül

Huzurevi ve Dostlarım / 2. Bölüm

Huzurevi ve Dostlarım / 2. Bölüm
Bu haber 26 Kasım 2017 - 15:42 'de eklendi.

Elif teyzenin trajik hali, daha önceki tüm olumsuzlukların etkisini sildi. Huzurevinden sorumlu Vali Yardımcısına gittik zaman kaybetmeden. Sağ olsun bizi can kulağı ile dinledi. Elif teyzenin durumunu duyunca o da durumun dehşetiyle irkildi.

“Nasıl olur, şu an orada müfettişlerin rutin denetimi var” dedi. Bizimle birebir olayları gözlemlemeyi önerdi, kabul ettik.  Beraber gittik. Huzurevinin müdürü de bizimle birlikte geldi. “ Müdür bey sizin evin kaç misafir odası var? Bir tane değil mi? Neden bu insanların tüm yaşam alanı sayılan oturma ve etkinlik salonlarının hepsinin kapıları kilitli? Derhal salonların kilitleri açılsın.  Müdür bey bu kaloriferler için devlet yeterince ödenek gönderiyor, neden kaloriferler buz gibi.” Müdür bey de sürekli mahcup bir ifade ve “emir anlaşıldı” gibisinden sürekli bir baş sallama hali.

Ekipçe yemekhaneye gittik, aynı kalorisi düşük yemekler; “ Müdür bey günde 3500-4000” kalorili, sağlıklı yemek göremiyorum burada. Derhal gerekli düzenleme yapılsın.” Kenarda bekleyen, paslanmış tekerlekli sandalyeleri görünce onlarla da ilgili talimatını verdi.

Hamza dayının odasına girdik, yine aynı manzara; sürahide bekletilmiş, kirlenmiş su, havasız bir oda. Tırnaklar kesilmemiş, sakallar birbirine karışmış. Mülki amir; “Müdür bey bir sürü hasta bakıcı ve görevli çalışıyor kurumda. Bu hastaların hali ne? Bundan sonra haberli, habersiz sürekli denetim yapacağım. Derhal bu hastalara gerekli öz bakım yapılsın.” Hamza dayıya döndü ve bir baba şefkatinde “ Hamza amca ister misin seni bahçeye, güneşe çıkartayım?” Hamza amcadaki çocuklar gibi mutluluğu görmeliydiniz. Vali Yardımcısının koluna girip bahçede gezdiler. Hasta adam cana geldi. Ne dualar, etti ne dualar. Dile kolay sekiz  yıl güneşe hasret bir yaşam.

Ressam Ahmet amca ve diğer huzurevi sakinleri tekrar geldiğimizi görünce o kırgın, ürkek hallerini üzerlerinden bir hayli atmışlardı. Bizi daha sıcak, samimi bir şekilde karşıladılar. Zira onlara boş vaatler vermediğimizi ve samimiyetimizi gördüler.

En sonunda Elif teyzenin odasına çıktık. O keskin idrar kokusu, sımsıkı perdeleri çekilmiş, karanlık bir oda, sırılsıklam bir döşek. Zzayıflıktan küçücük kalmış, sürekli “ben bir şey yapmadım” diyen Elif teyze. Belli ki korkutulmuş, şiddet görmüş. Vali Yardımcısı bu manzarayı görünce çıldırdı. “Müdür bey kızlar söyledi de, yok ya abartıyorlardır, olamaz böyle bir şey dedim, içimden. Bu nasıl korkunç bir haldir? Bu zamana kadar olanlara sustum amma bunu nasıl açıklayacaksınız?”. Müdür bey; “efendim çocukları bile parayı verip gidiyorlar, yukarı çıkıp annelerini ziyaret etmiyorlar biz ne yapalım?”. Vali Yardımcısının cevabı ibretlikti; “Müdür bey, müdür bey; eğer evlatları baksaydı, bu kuruma ne ihtiyaç kalırdı, sen nasıl bu görevi yapardın?  Nerede kaldı bizim sosyal devletçiliğimiz?”.

Gerekli talimatlar verildi, notlar alındı.  Bir hafta sonra müdürün tayini çıkartıldı. Her bir arkadaşımız gerekli pek çok yerle görüştük. Nazımızın geçtiklerinden; su geçirmeyen hasta çarşafı, kağıt havlu, normal havlu vs. pek çok malzeme tedarik ettik. Pek çok müdürlükle görüştük. Huzurevine kimisi halılarını döşedi, kimisi odaları tadilat yaptırdı, kimisi televizyon, buzdolabı temin ettiler.

Aradan birkaç ay geçti., Hamza dayının istediği bulgur pilavını getirmemde sakınca olup olmadığını doktora danıştım. Kesinlikle yememesi gerektiğini belirtti. Ben yine de bir hafta sonra yapıp getirdim. Duyduğum haberle irkildim. İki gün evvel Hamza dayı vefat etmiş. Pilavı daha erken getirmediğim için o gün, bugündür vicdan azabı beni yer bitirir.

Huzurevine yeni bir müdür atandı. Bu müdürümüz mükemmel bir insandı, çalışkandı ve mütevaziydi. Huzurevi sakinlerinin rahat abdest almaları için sıcak su bile temin etti. Yaşlılarımızla kısa sürede arkadaş gibi olmuştu. İspirto, kolonya ne bulursa içen Rıfkı amcaya bile; sana güveniyorum mesajı vermek için kurumun tüp vs. alışverişini yapması için parayı örnek bir davranışla teslim ediyordu. O da yıllarca kendine güvenmeyenlere inat, kuruşuna kadar hesabı düzgün hesaplayıp, görevini layıkı ile yerine getiriyordu. İnanmayacaksınız amma alkol almayı, kötü alışkanlıkları bile birkaç ayda terk etti.

Çalıştığımız kurumla ortaklaşa çalışmalar yaptık. Yaşlı teyzelere örgü örmeleri için, bakır, rölyef çalışmaları için malzemeler temin ettik. Bahçede çalışmak isteyenlere bankalarla görüşüp finans desteği aldık. Gül, meyve fidesi, sebze tohumu tedarik ettik. Huşu içerisinde bahçede çalışmak isteyenler çalışmaya başladı. Ressam Ahmet amcaya yağlıboya malzemeleri, tual aldık. Yeniden resim yapmaya başladı, hayata döndü. Sanki ilkbaharda doğa canlanıp, filizleniyordu. Yaptıkları tüm ürünleri kermeste sattık, paralarını kendilerine takdim ettik.

Huzurevi sakinleri için, Musiki Cemiyetinden arkadaşlarla eğlenceler düzenledik, hatta iki huzurevi sakinini evlendirdik. Vefat edenler için mevlitler düzenledik.

Bir gün iş yerimin önünde, bir taksi durdu. Gelenler Osman amca ve ispirto içen Rıfkı amcaydı. İki dirhem bir çekirdek, damat gibi giyinmişler, çikolata, kolonya yaptırmış, teşekkür etmeye gelmişlerdi. Hayatımın en anlamlı teşekkürüydü. Onların o yüzlerindeki mutluluğu ve güveni görmek dünyanın en güzel duygusuydu.

Bir süre sonra arkadaşım Esra aradı “arkadaşım ben Osman dayıyı rüyamda gördüm, hastanede yatıyordu” dedi. Aradım, gerçekten de hastanede yatıyormuş. Akşam iş çıkışı ziyaretine gittik. Kalp ameliyatı olmuş. Bizi görünce çok sevindi. Yine sordum “Osman amcam biz senin manevi kızlarınız. Söyle nasıl yardım edelim?”. İlk defa utana sıkıla şunu söyledi; “ben yıllarca ne aile, ne eş, ne de evlat sevgisi yaşadım. Sizden tek bir şey istiyorum; o da SEVGİ”. Odadan çıktım biraz ağladım yüzümü yıkadım, geldim.

Normalde kimsenin ayağına dokunamam, elimde değil. Ancak insani duygularım, tiksinmemin önüne geçti. Bacaklarından damar alındığı için yara bere içindeydi. Kan pıhtılaşmasını engellemek için kremi sürüp yarım saat ayaklarına masaj yaptım. İnanılmaz dualar etti ve mutluktan güzel gözleri doldu. Bir hafta boyunca ev yemekleri getirdik, arada doktorundan bilgi alıyorduk.

Hafta sonu araya girdi ama yine de doktora acil bir durum olursa gece gündüz bildirmesini istedim. Kurstayken aramış. Ben akşam telefonu eve gelince gördüm. Doktor Osman amcanın vefat ettiğini söyledi. İbrahim Erkal’ın şarkısında söylediği gibi “neyine güveneyim de get yalan dünya, seni nasıl seveyim ömrümü çalan dünya”. Bu dünyada murat alamamış, sevgiye hasret gitti. Rabbim sevgisiyle, sevdikleriyle cennetinde mutlu etsin, kabrine nurlar yağdırsın inşallah.

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

HARBİ E-GAZETE

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER